HAKKINDA
( D. 1460 veya- 1461, Ö. 1506 veya 1512 den sonra)

Osmanlı divan edebiyatının kadın şairlerinden olan Mihrî Hatun, 1460'da şehzadeler sancağı Amasya'da dünyaya gelmişti. Babası Belayî mahlası ile şiirler de yazmış olan kadı Hasan Amasyevî, dedesi ise Halvetî şeyhlerinden Şücaeddin Pir İlyâstır.

Hayatı hakkında verilebilecek özet bilgiler şu şekildedir: 1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine Amasya'da öldü. Doğum tarihinde de olduğu gibi ölüm tarihi de çok kesin değildir. Pek çok kaynağa göre ölüm tarihi 1506 olarak gösterilse de 1512 tarihine kadar da yaşamış olabileceğine dair işaretler bulunmaktadır. Bir çok kaynak asıl adının Mihrünnisa ya da Fahrünnisa olduğu şeklinde bilgiler vermektedir.. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey'i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi'ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı.

Kadı ve Şeyh ailesinden gelen Mihri Hatun ailesinin maddi zenginliği ve eğitim bakımından yüksek düzeyi sayesinde çok iyi bir eğitim almış ve konak terbiyesi içinde büyümüştü. Kadı ve şair olan babasından Arapça ve Farsça öğrenmiş divan şiirinin kaide, kural ve diğer özelliklerini öğrenmiş, Mihri mahlasını da babası Kadı Hasan Amasyevi'den almıştır. Kültür düzeyi yüksek bir ailede yetişen Mihri Hatun yaşadığı donemde saygı duyulan edilen bir şair olmayı başarmıştır. Yaşadığı şehre ilgi duyan Mihri Hatun, bu ilgisini manzum veya mensur eserler oluşturarak ifade etmeye çalışmış, , Ladik hakkında mütekerrir bir murabba da yazmıştır.

Dönemin bütün ilimleri ile yakından veya uzaktan bir şekilde ilgili olan Mihrî’nin eğitimi hakkında Evliya Çelebi “yetmiş cild kitâb-ı muteberi hıfzedüp cümle ulemayı mübahase-i ulüm ve fünunda aciz bırakmış.” (yetmiş cilt önemli kitabı okuyup bütün bilginleri bilim ve fende aciz bırakmıştır) diyerek iltifat etmiştir.


Mihrî Hatun aldığı eğitim ve söylediği şiirler kadar güzelliği ile de dikkatleri çekmiş bir kadındı. Güzelliği ve aldığı eğitim sayesinde önemli şaiirlerin ve devlet adamlarını saraylarına ve meclislerine girerek onların sohbetine katılmayı başaran ve bir kadın olduğu halde bunlardan çekinmeyen Mihri Hatun'un şehzade meclislerine de girdiğini biliyoruz. Nitekim o sıralarda Amasya'da Sancak Beyi olan II. Beyazıt'ın sarayına girip çıktığı onun meclislerinde bulunduğu, sohbetlere katıldığı belli olmaktadır. "Güzel olduğu kadar cüretkar bir kadın da olan Mihrî Hatun, erkek meclislerine çekinmeden girerek gerek şiir gerekse diğer bilimlerle ilgili erkeklerle boy ölçüştürmekten kaçınmamıştı. Onu bu girişken tavırları bir yandan erkekleri etrafında deli divane ederken bir yandan da kızgın bir kalabalığı biriktiriyordu."


Hayatı boyunca hiç evlenmeyen Mihrî Hatun şiirlerinde aşk yaşadığı erkeklerin ismini telaffuz etmekten çekinmemiş, devrinin bazı şairleri ile şiirler vasıtasıyla yazışmalarda bulunmuştur. Şiirlerindeki cesaretli ve şuh edalar yüzünden iffetiyle ilgili müstehcen karalamalara da maruz kalmıştır.Buna rağmen iffeti ile ilgili iddiaların , erkelere karşı rahat tavırlar içine girmiş olmasından dobra dobra davranışlarından sevdiği erkeler veya kadınlara olan duygularını cesaretle ortaya koymasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. "Bu iddiaların hemen hepsi yüz vermediği erkeklerin attığı çamurlardan ibaret olsa da Mihri Hatun'un aşk hayatının gerçekten de çok renkli olduğu söylenebilir".

Hem erkeklere hem de kadınlara ilgi duyan Mihri Hatun, Türk Sappho'su olarak adlandırılmıştır. Onun divanını Moskova'da bularak yayımlayan Rus Asıllı Türkolog Elena Maştakova'dır. Elena Muştakova, Mihri Hatun'un divanını tenkitli olarak hazırlayıp bastırdıktan sonra ünlü tarihçi ve Türkolog Hammer, Mihri Hatun'un adını Türk Sappho'su olarak ilan eder. Bu benzetmenin nedeni Yunan mitolojisinde Afrodit'e duyduğu aşk nedeniyle lezbiyen olan Sappho'ya ithafendir. Joseph von Hammer'in bu ithafına istinaden Sennur Sezer'in Türk Safo'su Mihri Hatun adlı bir kitap yayımlamıştır.

Mihri Hatun, pek çok şiirinde adını açıklamadığı bir kadına olan aşkını dile getirmiştir. Edebiyat tarihçileri bu kadının aynı dönemin kadın şairlerinden Zeynep Hatun olduğunu iddia etmektedir. Bu Zeynep Hatun, çocukluğundan beri Fatih Sultan Mehmet'e aşık olan en sonunda Fatih'in huzurunda bir şiirle aşkını ilan etttiği halde Fatih'ten karşılık bulamayan 10 Zeynep Hatundan başkası değildir.

Mihri Hatun yaşadığı devrin bariyerlerini aşma cesaretini gösteren dobra dobra kadın şairdir. Erkeklere ve kadınlara olan duygularını açıkça dile getirmiş, ilgi duyduğu kimselerin isimlerini şiirlerinde zikr etmekten çekinmemiştir. Onun şiirlerine bakarak kimlerle gönül ilişkisi içinde olduğunu anlayabilmek mümkündür. Nitekim Hatemi mahlasıyla şiirler yazan Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi, Sinan Paşazâde İskender Çelebi'ye ve ünlü divan şairi Necati Bey'e duyduğu ilgiyi belli eden ve ismen de zikre eden şiirler yazmıştır:

Hatemî mahlasıyla şiirler yazan Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi’yle bir gönül ilişkisi yaşadığını şu beyti ile belirtmiştir:

Sen yalandan Hatemî âşık geçerdün Mihrî’ye
Sümme ve lillah seni Mihrî yeğ sever oğlandan

Latifî'nin tezkiresinden Sinan Paşa'nın oğlu İskerder'le olan gönül ilişkisini, Mihrî Hatun'u iğnelemeye çalıştığı şu beyiti ile öğreniyoruz:

İrdi çün ab-ı hayata Mihrî ölmez haşre dek
Gördü çün zulmet şebinde ol ayan İskender’i

Bu beyite cevaben Mihrî Hatun ise şunları yazacaktır:

Nice İskenderi la’lim zülâli
Suya iletti vü susuz getirdi

Birçok erkeğin hayran olduğu şaireye, Yaşlı Paşa Çelebi’nin de evlenme teklif ettiği ancak Mihri Hatrun tarafından reddedildiği, bu durum üzerine şair Zâtî’nin küfre varan ifadelerle bir kıt’a söylediği de Âşık Paşa tarafından belirtilmiştir.

Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihrî Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Mihri Hatun, diğer divan şairi kadınlardan aşkını ve duygularını şiirlerinde çekinmeden ifade etmesi yönünden ap ayrı bir yerde durmaktadır. Mihrî Hatun'un, devrinin önemli şairi Necatî'nin şiirlerinin etkisinde kalmış olduğunu, ona hayranlık duyduğunu, hatta onunla yazıştığını bile söylememiz mümkündür. Mihri Hatun, Necatinin hemen her şirini okumuş, onlara nazireler yazmış, hatta Necatiye duyduğu ilgiyi gizlemeden anlatmıştır.


Mihrî'de Necatî'ye:

Beni azade iken aşka giriftar itdün
Göreyim sen de benim gibi giriftar olasun

Şimdi bir haldeyüz kim, ilenen düşmanına
Der ki, mihri gibi sen dahi siyeh-kar olasun


Necatî'den Mihrî'ye:

Ey benüm şi’rime nazire diyen
Çıkma rah-ı edepten eyle hazer

Dime kim işte vezn ü kafiyede
Şiirüm oldu necati’ye hem-sar

Harfi üç olmağ ile ikisünün
Bir midür filhakika ayb u hüner

-1506 veya 1512'den sonra öldüğü sanılan ve mezarı Amasya'da dedesi Pir İlyas'ın yanında bulunan Mihrî Hatun için arkasından edebiyat dünyası nerdeyse vicdani bir rahatsızlıkla onu aklamak istercesine şunları söylemiştir:

Gelibolulu Ali "Zen-i dehr firîbine aldanmayup dünyaya merdânelikle geldi gitdi." (Zamanın geçiciliğine aldanmayıp dünyaya mertçe gelip gitti.)

Kınalı-zâde Hasan Çelebi: "Gerçi Mihrî, yaşadığı dönemde, zarifler ve şairlerle sohbette, dostlukta sevgi ve şefkat üzre olurmuş, lakin mühürlü kesesinin güneşine yabancı eli ermemiş ve namus ve iffet perdesine harak eli değmemiştir."

Latîfî: "Sevgilileri sevenler, heva ve hevesle el ele iken namus ve iffet eteğinin suçlamasından korkmayan, denizin derinliği inciliğine gelemeyecek derecede temiz olan; vuslat haremini yabancıdan, o gizli hazineyi karayılandan sakınup ne nîsân damlalarından gümüş sedefini kaldırmış ne de bir araya gelme şebneminden renkli goncasını su ile doyurmuş ve bi’l-cümle ne kimse iki yarım narından dad almış ne de kimse onun gümüş havuzuna balık salmıştır."

Mihrî Hanım ilk defa Divanı Rus asıllı Türkolog Elena Muştakova tarafından bulunmuş ve 1967'de Moskova'da basılmıştır.Türkiye'de ise Mihri Hanım Divanı 2007'de basıldı:

Copyright © 2017 - Azram
Bu sitede yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece SessiZ SahiL.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yasal bildirimler, sorun ve önerileriniz için lütfen bizimle İletişim'e geçiniz...